Hürriyet Kavgası

2012-02-05 21:04:00

Hürriyet Kavgası Nazım Hikmet Ran Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler, dalga dalga aydınlık oldular, yürüdüler karanlığın üstüne. Meydanları zaptettiler yine. Beyazıt'ta şehit düşen silkinip kalktı kabrinden, ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını yıktı Şahmeran'ın mağarasını. Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar. Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır. Safları sıklaştırın çocuklar, bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır. 1962    Kaynak : arzu55.blogcu.com Devamı

KUTSAL EMANETLER GERÇEK Mİ? MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ

2011-08-28 16:01:00

  KUTSAL EMANETLER GERÇEK Mİ? MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ Gazetelerde, TV'lerde bir "sakal" davası sürüp gidiyor. 21. yüzyılda hâlâ -ilkçağın insanları gibi- totem peşinde koşuyoruz! Hz. Muhammed, bunu önlemek için, "Yâ Rab, benim eşyalarımı tapınak vasıtası yapma!.." demiş. Bu hadis, peygamberin ağzından çıktığını bütün hadisçilerin kabul ettikleri 17 hadisten biridir. Bu sözü söyleyen Hz. Muhammed, tıraş olurken kılla...rını toplattırır mıydı? Dünyada yüzlerce "Sakal-ı Şerif" diye tanımlanan kıl var. Hepsi uydurma. Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki "Kutsal Emanetler" diye saklanan birçok eşya, onun-bunun saraya bahşiş almak için getirdikleri nesneler. "Fatıma Anamız"ın seccadesi denen seccade, 17. asır halısı, Peygamber'in teyemmüm taşı olarak saklanan taş ise bir Asur tableti!? Bunun gibi daha birçokları var... Bunları bir kitap halinde toplayan ilk Müze Müdürü Tahsin Öz'ün 1953 yılında basılan kitabı, ne yazık ki zamanın yönetimi tarafından hemen toplattırıldı ve o günden bugüne de ülkeyi aynı kafada olanlar idare etti! Uydurulmuş şeylere inanmak, doğruları araştırmaktan daha kolay geliyor insanımıza... Bu sakal olayı, bana başka bir olayı hatırlattı: 1970-78 yılları arasında, eşim Kemal Çığ Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü idi. Daha önce de -1944’ten beri- Müdür Yardımcısı ve Kitaplık Şefi olarak çalışıyordu müzede. Müdürlüğü esnasında, o zamanın Diyanet İşleri Başkanı Lütfü Doğan, "Kutsal Emanetler"i ziyaret etmek için randevu istiyor. Kemal Çığ, gazetecileri getirmemek koşulu ile halka kapalı olan bir günde randevuyu veriyor. Kararlaştırılan ... Devamı

66 YIL ÖNCE BUGÜN HİROŞİMA VE NAGAZAKİ

2011-08-06 01:09:00

  HİROŞİMA “6 Ağustos 1945 te yerel saatle 08.15'te, ABD Hava Kuvvetlerine ait "Enola Gay" adlı B-29 bombardıman uçağı, Japonya'nın Hiroşima kentine "little boy" (küçük çocuk) adı verilmiş bir atom bombası attı. İnsanlık tarihi boyunca ilk kez Hiroşima'da kullanılan ve 15 bin tonluk TNT’nin patlayıcı gücüne eşdeğer bu atom bombası, resmi kaynaklara göre 140 bin kişinin ölümüne, onbinlerce insanın da radyasyondan ağır şekilde etkilenmesine neden oldu. Kentin yüzde 60'ı haritadan silindi, kent üzerinde 13 kilometrekarelik bir radyasyon bulutu oluştu. NAGAZAKİ Hiroşima'ya bomba atılmasından üç gün sonra, 9 Ağustos 1945'te, bu kez Nagazaki kentinin insanları atom bombası ile tanıştı. Amerikan “Bockscar” isimli B-29 Superfortess uçağı, "Fatman" (Şişman Adam) adlı ikinci nükleer bombayı Nagazaki semalarından kentin üzerine bıraktı. Patlama gücü 21 bin tonluk TNT’ye eşit olan "Şişman Adam", ilk anda 100 bin kişiyi öldürdü. “ Sadako Sasaki, 12 yaşına geldiğinde Hiroşima'ya atılan atom bombasından dolayı hastalanarak yatağa düşer. Bir Japon inancına göre kağıttan 1000 turna kuşu yapanın dileği gerçekleşirmiş. Sadako Sasaki hasta yatağında kâğıtlardan turna kuşu yapmaya başlar. Bir tek dileği vardır; iyileşip, eskisi gibi oyuncaklarıyla oynayabilmek!.. Sasaki hayata gözlerini yumduğunda yatağının başucunda kağıtlardan yaptığı 646 turna kuşu durmaktaydı. Dünyanın pek çok ülkesinde Sadako Sasaki'nin tamamlayamadığı turna kuşları yapılıp onun anısına ülkesine gönderiliyor. HİROŞİMA'DA BİR KAĞIT PARÇASI GİBİ Nâzım çağında dünyada olan bütün olaylarla şair olarak ilgilenmiş, dünyanın büt&... Devamı

NAZIM HİKMET

2011-06-03 12:46:00

       Ben ne zaman,nerede,nasıl tanımaya çalıştım?.. anımsayamıyorum.Belki hep aydınlık yüzlü, ilerici ilkokul öğretmenim fısıldadı kulağımı ilk kez."Bu memeleketten Nazım Hikmet geçti" dedi. Ben de eve gitip anneme söyledim.Annem de yine"Bu öğretmen kominist,bak kominist şairden söz etmiş..." derdi ama çok üstünde durmazdı, kötülemezdi de. Çok fazla bilgisi de yoktu belki...Atmışlı, yetmişli yıllarda evimizdeki radyodan Sofya ,Budabeşte radyoları dinlenirdi. Belki o radyolardan duymuş olabilirim adını ve şiirlerini.Radyo tiyotrolarından da dinlemiş olabilirim...Lise yıllarıma kadar Nazım Hikmet'le ilgili yazılı bir kaynak yok hafızamda...Liseli yıllarımda da çok sınırlı; her edebiyat öğretmenim adını anamazdı,korkardı...İlk kez Mevlüt Tezcan öğretmenden duymuştum eserlerinin adlarını, öncelikle anımsadığım "Memleketimden İnsan Manzaraları" Belki o yüzden gördüğüm her manzarada O'nu anımsamam..             Şimdilerde anlıyorum ki bizler şanslıymışız, kısıtlı da olsa basılı kitaplarına o yıllarda ulaşabildiğimize.Kırklı ,ellili yıllarda gençlik yaşayanlarımızın anılarında öğreniyorum ki Nazım hikmet şiirleri ezberlenerek kişiden kişiye çok gizli dağılabiliyormuş.Ya da acele yazılıverilen küçük kağıtlarda dizeler.Ya da kilitli tutulan anı defterlerinde...yakalanıldığında cezalardan ceza beğenilerek...Baskılar, yok etmeler,unutturulmaya çalışımalar...Tüm Dünya Nazım Hikmet Türk ,Türkiye'yi anımsarken biz unutmaya mahkum bırakılmışız.Çok geç tanıdık çok geç...       Bu üç haziran da kısacık anımsalarımı paylaştım.Ölümsüz Nazım Hikmet! Çok sevdiğin ve istediğin ... Devamı

MAHUR BESTE

2011-05-06 01:03:00

Mahur Beste/Attila İlhan (Şiir ve Hikayesi) Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bah...çede yalnız O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara Geceler uzar hazırlık sonbahara... Attila İlhan Anlatıyor: “12 Mart sonrasının kahır günleriydi. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz’lere kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm”. “Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı ” 6 Mayıs 1972 Bir kadın ismi sanılan ‘’Müjgan’’eski dilde “kirpik” anlamına geliyor (Edebiyatta da kalbe batan ok) ve Şair’in “müjganla ağlaşmak”tan ne söylemek istediği orada çözülüyor; Attila İlhan, 6 Mayıs 1972 yılında idam edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’a ağlıyordu…  ... Devamı